Ah şu “Düşünme Bozukluklarımız”…

0
1489

İstisnasız hepimizin bir (bazılarımızın bir çok) zihinsel hastalığı, ruh sıkıntısı düşünme ve algılama bozuklukluğu var! Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki biz zamane insanları…

Çoğumuz itibariyle, günlük hayatımızda, irrasyonel kurgularla, algısal yanılsamalarla, bir çoğu temelsiz önyargılarımızla yaklaşıyoruz eşyaya, olaylara ve birbirimize…Hatalar, yanlışlar kaçınılmaz oluyor… ve dahi suçluluk duyguları, utançlar, vicdan azapları;veya utanmazlıklar, kanıksamalar, yüzsüzlükler…

Çeşitli araç ve gereçler, imkanlar kullanıyoruz hakikatimizi, doğrumuzu aramak, bulmak ve sahiplenmek için. Bazen zor zamanlardan geçiyoruz, bir düşünce kaosu, bir duygulanım kumkuması içinde buluveriyoruz kendimizi.

Bazen bir Don Kişot kullanışlı bir metafor oluyor “gerçekleri” daha iyi anla(t)mamıza; bazen de haşhaşi vesair gibi en yersiz telmihlere sarılıyoruz düşmanlaştırmak için muhatabımızı…Bütün bu teşbihler, müşebbehler… bizi belki de gerçeklerden, kendi gerçekliğimizden, uzaklaştırıkça uzaklaştırıyor; hakikat ile, vicdan ile aramıza duvarlar, surlar örüyor belki de.

Velhasıl belirli oranlarda klinikıl zihni kırılmalar ve çarpıklıklar içindeyiz.

Zihnimiz, bizi gerçekliği olmayan konular hakkında fena halde yanıltıyor. Kötüsü, zamanla mahkumu olabiliyoruz bu yanılsamaların… Gerçekte vuku bulmamış bir çok olayın olmuş olabileceğine ikna etmekle kalmıyoruz kendimizi sadece, ardı arkası gelmeyen olumsuz duygulanım ve düşünmelerimiz de bir kısır döngüye kapılıveriyor.

Neler mi bu zihni bozukluklarımız?

Aoron Beck’in ortaya çıkardığı Bilişsel Davranışçı teoriyi biraz daha popular hala getiren David Burns’a göre şunlar.

  1. Filtrelemek:

Sadece olumsuzlukları görmek, olumlu yönleri kasden görmezden gelmek. Olayları kör bir tarafgirlikle değerlendirmek. Eğer bir cephenin taraftarıysak, o grubun yaptığı bütün diğer hizmetleri görmezden gelerek o gruptaki herksi topyekün ademe mahkum etmek. Böylece hem haksızlık etmiş oluyoruz hem de kendi gerçeği görebilme vizyonumuzu, becerimizi de köreltmiş, hatta karartmış oluyoruz. Ahh önyargılarımız…yargısız infazlarımız!…

  1. Polarize Olmuş Düşünme Şekli ( Siyah-Beyaz düşünme)

Burada da iki seçeneğimiz var: ya iyiyiz ya kötü, ya mükemmel ya da başarısızız. Gri alanlar yok, denge yok, işin ortası, makuliyeti veya diğer seçenek-ler sözkonusu değil. Empati, hoşgörü, anlamaya çalışma hak getire! Ya sev, ya terket. Ya benimsin ya kara toprağın. Ya vatan hainisin, ya vatan delisi!

  1. Aşırı genelleme:

Bu düşünme bozukluğunda tek bir delil, olay veya söyleme bakarak çok genel hükümlere varıyoruz. Mübalağalar dünyasında,  aşırı uçlar arasında yaşıyoruz. Bir fertten hasıl olan hatayı tüm gruba hamlediyoruz.

  1. Doğrudan sonuca atlama:

Muhatabımız hükmünü açıkça belirtmeden ne düşündüğünü, hissettiğini, nasıl davranacağını zaten bildiğimizi varsayarak doğrudan sonuca varıyoruz. Peşin hükümlülük içinde muhatabının zihnini okuyoruz. Bunlar zaten başka türlü düşünmez, bu zihniyetten farklı düşünceler hasıl olmaz zehabıyla peşin hükümlere varıyoruz. Ah bir dinleyebilsek birbirimizi…

  1. Kaotik düşünme biçimi:

Her halükarda bir felaket beklentisine giriyoruz. Her zaman bir tehlike söz konusu. Her zaman en kötü senaryonun parçasıveya kurgulayıcısıyız. Her durum için en kötüyü tasarlar, kurgular ve bekleriz. Müspet olana, iyiye güzele gözlerimizi kapamayı maharet mi sanıyoruz! Eşya ve olayları okurken sürekli olumsuz gözlükle bakmak, felaketlere, helaketlere adeta davetiye çıkarmak da neyin nesi! Deprem olacak, üçüncü, dördüncü darbe geliyor, gün günden beter gelecek yollu felaket senaryolarının ve tellallığının, müneccimliğinin, komplo teorisyenliğinin kime ne faydası var!

  1. Kişiselleştirme:

Söylenen, duyduğu her şeyin doğrudan kendisiyle ilgili olduğunu düşünmek ve kişisel cevaplar, tavır ve tutumlar belirlemek, reaksiyonlar vermek… Dünya sanki sadece bizim etrafımızda dönüyormuş gibi kendimizi sürekli başkalarıyla mukayese etmek…Her olumsuz durumdan kendimizi sorumlu tutmak, alınganlık göstermek, bencillik içine girmek. Bazen kızgın ve öfkeli biri şahsileştirdiği bir meseleden dolayı bütün bir halkı, milleti ateşlere salabilir! Ne kendi eyler rahat, ne halka verir huzur!

  1. Suçlama:

Kendi sorunlarımız, acılarımız ve hatalarımız için başkalarını, başka şeyleri sorumlu tutuyoruz. Ah şu günah keçilerimiz!… Biz sütten çıkmış ak kaşık, el alem cürm ü cüruf içinde. Tek vatan-perver biziz, gerisi cümle vatan haini…Ekonomi kötü mü, sebebi falancalar, evde işler iyi gitmiyor mu, suçlusu eşler! Ah sorumluluk ve hesaba çekilir olabilme mükellefiyeti…

  1. -Meli, -Malı:

Elimizde adeta diğer insanların nasıl düşünmesi ve davranması ile ilgili bir gereklilikler listesi var. O listeye göre davranmadıklarında kızıyoruz, suçluyoruz, rahatımız kaçıyor. Bu düşünme tarzının, duygusal sonuçları, suçluluk duygusu, utanç, hayal kırıklıklıkları…Kendimizi, başkalarını motive ederken sıkça kullandığımız –meli, -malı kipi aslında bizi bazen ne kadar da dar alanlara hapsediyor, bir seçeneğe mahkum ediyor ve gerçeklik algımızı perdeliyor.

  1. Sürekli haklılık:

Kendi düşüncelerimizin en doğru, en iyi ve sürekli haklı olduğunu ispat etme gayreti ve kendimizi de başkalarını da buna ikna etme çabasıyla geçmiyor mu günlerimiz. Bu düşünme tarzına göre, yanlış düşünebilme, hata yapabilme ihtimali sözkonusu değil. Bu düşünme bozukluğuna göre haklı olmak, başkalarının duygu ve düşüncelerinden her zaman daha öncelikli ve önemlidir.

Evet, Dr. David Burns’a göre hepimiz çeşitli oranlarda düşünme bozuklukları, düzensizlikleri sorununa muhatabız. Düşünme, düşünce üretme kalıplarımız hakkında farkındalık önemli. Ta ki günlük hayatımız hakkında, yaşadıklarımız, yaşananlar hakkında derli toplu tefekkürler yapabilelim, birbirimizi önyargısız, amasız, fakatsız, çünküsüz dinleyebilelim, bize yanlışlarımızı uygunca gösterebilecek içten hayırhahlar bulabilelim. Değilse, hem bireysel hem de toplumsal hatalarımız devam edip gidecek…

 

SHARE
Previous articleKanada Sonbaharları

LEAVE A REPLY