Kanada Hikayeleri: Abadi’nin Güncesi…

0
532
FBMD01000A9C0D0000FE560000CC8F000058980000F39C000057A200003DF100002D05010004170100A526010064D60100 Email sent from: "Colbourn, Glen" gcolbourn@thestar.ca Subject: FW: Saeed's photos Date: 3 June, 2015 11:54:26 AM EDT Photos of Saeed Malekpour, being held in Evin prison in Iran. One shows him as a child at a birthday. Toronto supporters group holds up a happy birthday sign for Saeed.

 

Kadın , kapıyı açtığında, birden karşısında iki polis görünce korkuya kapıldı.

Polisler acı haberi olanca sakinlikleri ile verdiler:

 

Abadi, oğlu, Burrard köprüsünden atlayıp intihar etmişti.

 

Kadın sadece intihar lafını hatırlıyor.

Polisler, kapının önüne yığılıp kalan kadıncağızı içeri getirip, sofanın üzerine yatırdılar. Ambulans çağrıldı.  Evde,  üç küçük çocuk vardı , kadının bakıcılık yaptığı çocuklar.  Diğer polis, dehşet içinde kalan çocukları alıp arka bahçeye çıkardı.

 

 

Ambülansla gelen hemşire, kadını sakinleştirmeye çalışırken, kadının eşi belirdi kapıda.

 

Adam evinde neler olduğunu anlayamadan, polisler tarafindan bir köşeye çekildi, ona da oğlunun iki saat önce intihar ettiği  söylendi.

 

Adam, kendini kaybetti . Bu nasıl olabilirdi!Sakin görünmeye çalışıyor, peşipeşine sorular sorarak, polisten daha fazla bilgi istiyordu.. Bir yanlışlık olmalıydı. Olamazdı, hayır bu olmamalıyd! Nasıl olurdu ki!

 

 

Heydarzade ailesi altı yıl önce, ,İran’dan ne umutlarla gelmişlerdi Vancouver’a! O zamanlar, Abadi  henüz altı yaşındaydı, , önceleri ağlayıp sızlanmış, İran’daki akrabalarını ve arkadaşlarını özlemişti. Zamanla, bu yabancı şehri de sevmişti.

 

Baba, altı yıl boyunca bulaşıkçılıktan, gazete dağıtıcılığına kadar, bir çok işte çalışmış;  daha üç ay önce,  kendi mesleğinde bir iş bulabilmisti .

Anne ise yaklaşık dört yılını başkalarının evlerini temizleyerek geçirmiş, sonunda kendi evinde çocuk bakıcılığı yapmaya başlamıştı. Hayatları yeni yeni düzene giriyor gibiydi.

 

Adam, eşinin yanına gitti. Kadın hala baygındı, sayıklamaları devam ediyordu. Konu komşu, ev dolmuştu. Adam, eşini polislere bırakıp, oğlunu görmek istediğini söyledi. Onu görmeliydi. Görünce  inanacakti. Görmeliydi işte biricik oğlunu.

 

Abadi, evin tek çocuğuydu. İçe kapanıklığı ailesini hep düşündürdü. Ne okuldan ne mahalleden , pek arkadaşı da yoktu. Zamanının çoğunu odasında geçirirdi. .

 

 

Akşam karanlığıyla, polisler, adamı eve geri getirdiler. Görmüştü can yongasını , hala ıslaktı saçları , uzamıştı berbere gidecekti bu haftasonu. Yesil gözlerini son kez doya doya seyretti, dokundu incecik ellerine…

 

 

Yas evi…Herkes gitmişti. Uzaktan akrabaları olan yaşlı bir kadın kaldı evde. Yardım için.

Gece,  feryadların yerini anne ve babanın birbirine karışan hıçkırıkları aldı.

Annenin, yığıldığı koltuktan kalkmaya mecali yoktu. Mutfakta,  yaşlı kadın bedbaht anne baba için bir kaç lokma birşeyler hazırlmaya çalışıyordu.

 

Babası, üstkattaydı, Abadi’nin odasında.

Arkalarından sürükleyip gurbete getirdikleri bir masumun acısını taşıyacaktı , bir ömür boyu artık zavallı adamcağız.

Oğlunun daha sabahleyin dokunduğu eşyaları ,elbiseleri özenle okşadı. Dilinden artık tek kelime dökülebiliyordu: Abadi, Abadi, Abadi….Çıkıpgelebilecek gibiydi.

 

Gözü sehpadaki bir deftere takıldı, Abadi’nin günlüğüydü bu.

Ama ne günlük! Meğer oğulları gözlerinin önünde eriyip gitmiş de haberleri bile olmamış.

 

Adam, günlüğünün son sayfasına gelince , yazının daha dün sabah yazıldığını farketti. Dondu kaldı. Abadi kendisini intihara sürükleyen sebebleri sanki , en son yazdığı sayfada özetliyordu:

 

“ Annem ve babamı çok seviyorum. Onlar da bu diyarlarda ayakta kalmaya çabalıyorlar. Annemin dinmeyen başağrıları  var, babamsa, iş bulduğu için, bu aralar pek mutlu. Bu yaz, sekiz yil sonra ilk defa İran’a gideceğiz diyor.

Ama,  biricik oğullarının sorunlarından, neler çektiğinden hiç de haberleri yok. Okul, benim için artık bir cehennem. Ne homoseksüelliğim kaldı, ne teroristliğim! Kaç tane takma ismim var , ben bile bilmiyorum.

İngilizce konuşmamla alay ettiler, babamın annemin İngilizceleriyle, işleriyle, yediğimle içtiğimle, giydiğimle, her şeyimle , her şeyimle…

Artık, öğretmenlerime de şikayet etmek gelmiyor içimden; zaten sadece dinliyorlar. Babama okul değiştirmesi için de soramıyorum; çünkü bu benim  dördüncü okulum. Ne yapacağımı bilmiyorum. Çaresizim. Neyse şimdi çıkayım, servis gelmek üzeredir. Zaten bu servis de,  cehennem öncesi kabir azabı gibi benim için.”

 

Zavallı adam, bu son sayfalarla yıkıldı. Çocukları gözlerinin önünde eriyip gitmişti.

 

Aşağıdan ise zavallı kadının inlemeleri sürüyordu:

 

“ Ah Abadim, gözümün nuru. Ben Kanada’ya senin için geldim, senin geleceğin  için. Sen nerdesin oğlum. Gelsene hadi eve. Çal şu zili.Bizi bırakıp nerelere gittin oğlum!

 

Baba , odadan çıktı , merdivenlerden  inerken, ayağı kaydı , basamaklardan yuvarlanıp aşağı düştü.

Ne olduğunu bile anlamadan kalktı, sendeledi, saşkındı;  eşinin yanına sokuldu. Yutkundu, söyleyecek hiç bir şeyi yoktu.

Ama eşinin kulağına : “ Canım, canım, Ya Sabır. Ya Sabır” diyebildi.

 

 

 

 

 

LEAVE A REPLY