Türk izleri

0
1334
Gurbet illerde aşina bir simanın kıymetini, gurbete düşen bilir.

Halit Refik’in Gurbet Hikayeleri’ndeki ayakkabı boyacısı küçük Hasan’ın hikayesini hatırlayın. Anavatandan uzaklarda, Suriye’de, ömür törpülemenin bir çocuk ruhunda bıraktığı burkuntuları ne güzel resmeder usta öykücü! Bir aşina sima, bir dost sada, bazen hayali cihan değer!

Yeryüzünde, Türk’ün olmadığı talihsiz bir köşe var mıdır acaba!

Grönland’da bile bir kaç Türk’e rastlanabileceğini tahmin ediyorum. Bir arkadaşım anlatmıştı. Kuş uçmaz kervan geçmez Şili’nin küçük bir sahil kasabasında lokanta işleten bir Kayserili ile tanışmış. Yine Afrika’nın en kuytu köşelerine kadar ideallerini taşıyan genç Türkleri artık cümle alem biliyor. Neyse uzatmayayım, bu vadide pek çok hikaye dinlemiş olmalısınız.

Gelelim Kanada’ya

Kanada’ya gelmeden önce bunca Türkle karşılaşacağımı, açıkçası, düşünmemiştim. Gelip görünce, şaşırdım. Otobüste, kütüphanede, lokantada, çarşıda pazarda, en olmadık yerlerde  Türkçe konuşan insanlara tesadüf ettim.  Gurbetçilerimiz iyi  kötü buralarda da dil bayrağımızı dalgalandırıyorlardı. Kültürümüze ait hoşlukları buralarda da sergiliyorlardı.

Bununla birlikte, Kanada’daki Türk varlığını, diğer milletlerin, sözgelimi bir Lübnanlılar’ın, Yunanlar’ın, İtalyan, ya da Ukraynalılar’ın varlığıyla mukayese bile edemeyiz, ne yazık ki! Bu milletlerin buradaki varlığı neredeyse yüz yıl öteye gidiyor. Çok kalabalıklar ve etkinler. Bizim varlığımız ise daha çok seksenlerde başlayıp, ikibinlerde de hissedilir olmuş. Kanada’da görünür bir varlığımızın olduğunda şüphe yok. Hiç ummadığınız yerde , karşınıza Anadolu’dan gelmiş biri çıkabiliyor. Kıyıda köşede kalıp kendi kabuğuna çekilmiş Türkler görüyorsunuz.

Seksenlerde Anadolu’dan gelenler, Avrupa örneğinde olduğu gibi, işçi olarak çalışmışlar, tutunmaya çalışmışlar, son tahlilde, buraları kendilerine mesken eylemişler. Geri dönmeye karar verdiklerinde ise, işin işten geçtiğini görmüşler, buralara alışmışla ya da dönüş için derman bulamamışlar kendilerinde.
Zamanla, elçiliğin de yardım ve teşvikiyle, bir araya gelip dernekleşme yoluna gitmişler.
Bayramda seyranda toplanıp hasret gidermişler. Çocuklarına Türkçe öğretmek için haftasonu okulları açmışlar. Miniklere Türkçe şarkı, türkü, halk oyunları öğretmişler, bir birlik ruhu teşekkül edilmiş.

Ottawa’daki Türk Kanada İslam Vakfının düzenlediği bayram, kandil programları ötedenberi gurbetçiler için bir tatlı huzur kaynağı olmaya devam ediyor. Çocuklar hediyelerle sevindirilıyor, şarkılar, ilahilerle coşuluyor, yemekler yenilip, hoş sohbetler ediliyor. Bu tür etkinlikler, özellikle çocukların, gençlerin, Yahya Kemal’in Ezansız Semtler yazısında endişelendiği akıbetten beri olabilecekleri, nefes alabilecekleri bir ortam sunuyor.

Türk sofrasının Kanada’da hakkıyla temsil edilemediğini söylemeliyim. Ne başkent Ottawa’da ne de başka bir yerde… Toronto, Montreal gibi büyük şehirlerde seçeneğin artması, yemeğin kalitesini garantilemiyor.  Kifaf-ı nefs edeceğiniz yerler olsa da, şöyle ağız tadıyla bir iskender kebap, döner, imambayıldı, kurufasulye, lahmacun yemek  mümkün değil. Bulduğunuza şükredeceksiniz.  Çorbalarımızı, soğuklarımızı, tatlılarımızı ise hiç sormayın! Maharetli ustalara ihtiyaç var. Dörtbaşı mamur döner, lahmacun yapan bir Türk lokantası bulunsa kapıda sıra olacağını her zaman söylerim.

Bu vesileyle Türk sofrasını güzel temsil edecek müteşebbisler için Kanada’nın bakir bir pazar olduğunu kaydedeyim. Zavallı Kanadalılar sarımsak sosuna belenmiş tavuk kıymıklarını döner sanıyorlar! Bizim nadide tadlarımızdan enfes lezzetlerinden ise  bihaberler. Geleneksel soframızın bazı yemeklerinin patentini Lübnanlılar’a, Yunanlar’a kaptırmışız zaten. Mutfağımızı temsil etmeye gayret eden lokanta, restaurantlar da yok değil,  sağolsunlar. Ama bir Yunan, İtalyan, Çin mutfağı yanında esamimiz bile okunmuyor.

Türk malı satan üç beş market de yaban illerde Türk izleri bırakanlardan. Bu marketlerde maçlar izlenir, geçerken bir uğranıp eş dost görülür, Türk televizyonlarına bir göz atılır, son memleket havadisleri derlenir. Benim daha çok baklava eşliğinde kahve içip bir kaç Türk gazetesi okumak için yolum düşer Türk marketlerine. Çıkarken de satın aldığım Türk mallarının son kullanma tarihlerinin geçip geçmediğini iki kere gözden geçiririm.

Gurbetteki en sıcak kucaklaşmalar ev ziyaretleridir. Gündelik hayatın telaşelerinden, gurbetin doğasında bulunan o bezdiricilik ve usandırıcılıktan bir nebze olsun sıyrılır, bir dostun kapısını çalarız. Geceler uzar gider, çaylar, pasta börekler gider gelir. Ev ziyaretleri yazları başka, kışları başka güzeldir.

Yaz piknik mevsimi… Kanada gurbetçisinin kendini parka bahçeye attığı, bir kaç ailenin bir araya gelip tabiatın bağrına uzandığı demlerdir yazlar… Mangallar tüttürülür, mercimek köfteleri, çoban salataları, kısırlar, dolmalar…Allah ne verdiyse…

Bayshore, Kanada’nın Türkler için özel bir bölgesi. Ottawa’nın batı yakasındaki bölge Kanada’daki Türklerin en yoğun ve sıkıfıkı olduğu yerleşim birimlerinin başında geliyor. Aileler arası gelme gitmeler ve muhabbetler kavidir. Türklerin kendini güvende hissettikleri, adeta kurtarılmış bir bölgedir Bayshore, ya da nam-ı diğer Beyşehir.

Bunun dışında Bayshore ve St Lorent’deki Tim Hortonslar ve Elgin Caddesi’ndeki Second Cup da kendine göre, irili ufaklı guruplara mekan olurlar. Son havadisler, dedikodular uçurulur. Toronto’daki ve Montreal’deki Türk kahvelerinin dedikodu kazanlarının ne kadar kaynadığını ise ben taa Ottawa’lardan duymaktayım.

Gurbet içinde gurbet yaşayan, ırkdaşından, dindaşından sıtkı sıyrılmış Türkler de vardır. Evet, Kanada’da çok sayıda münzevi Türk var. Kayıp Türkler… Adeta kaçakları oynayan bu Türklerin dili öteki Türkler’den bir şekilde yanmış. Onlar da kendi köşelerine çekilmişler, kendi milletdaşlarından yaka silkmişler, bir daha Türk yüzü görmek istemez hale gelmişler. Evet ne yazık ki, gurbette bir Türk’ün Türkle imtihanından söz edilebilir. Ölünce mezar taşına “Hiç bir şeyden çekmedi Türklerden çektiği kadar” cümlesini yazdıracak az Türk yoktur gurbette.

Kim ne derse desin, Kanada’nın hemen her bir köşesinde size kapısını açacak bir güleryüz aşina sima bulabilirsiniz. Işte bu özelliğiyle Kanada bir Can Adadır. Aynen Bayhore’in Beyşehir olduğu gibi.

 

 

SHARE
Previous articleKanada’daki Kars
Next articleKanadalı Kimdir?

LEAVE A REPLY