Kanada Oteli

0
502
Tarihe bakın. Kanada Yerlileri, Avrupa’dan gelen ilk göçmenlere kucak açtılar, beslediler onları. Bu sıcak karşılama, Kanada’da bir gelenek oldu. Sonradan, bu topraklara her gelen sıcak karşılandı ve imkanlar hep kendileriyle paylaşıldı.”
Peter Stoffer
Toplum ( community) kelimesinin bu kadar önemsendiği bir başka ülke var mıdır acep şu alemde!  Aşağı toplum, yukarı toplum…Ol sebeble Kanada’yı  “Toplumlar Topluluğu” diye tesmiye etmenin hiçbir mahzuru olamaz.  Her geçen gün “millet olma yolunda yavaş da olsa bir mesafe kat eden” bu ülkeye yapılabilecek en iyi yakıştırmaladan  biri   Birleşmiş Toplumlar olsa gerektir.
Böylesi  renkli bir topluma   adım atan her yeniyetme göçmenin hazmedeceği ilk erdem hoşgörü; değilse tahammül olmalıdır. Farklı olana hoşgörü,  kendinden olmayana tahammül… Kanada’nın,  bunca büyük bir coğrafyayı ve bunca farklı etnisitiyi tek bayrak altında toplayabileceği en temel değerdir hoşgörü. Müslümanı hristiyanından , budisti yerli kültüründen, yahudisi  hindusudan, herkes birbirinden öğrenecek, yeni’ye farklı’ya açık olacak.  Çeşitli çeşnilerden, sofraya da tatlı mı tatlı  bir Kanada aşuresi kotarılacak. Böyle bir malzeme zenginliğinden mükemmel bir aşure devşirilemezse eğer, ortaya  ya karın ya baş ağrıtacak bir bulamaç çıkar ki,  eyvahlar ola!
Birlikte yaşama kültürü, Kanada’nın dünyaya sunabileceği en güzel hediyedir. Dünyanın da şiddetle , hararetle muhtaç olduğu bir değer.  Devlet erkanı,  işte tam buraya yatırımlar yapmalı;  projeler üretmeli, bu değeri yaşayarak dünyaya örnek olmalıdır. Ortak yaşama projesinin tatbik edilebileceği  büyük bir labaratuvardır Kanada. İhraç edilecek bu yükselen değer, Kanada’nın konumunu diğer ülkeler nezdinde her daim yükselten bir erdem olacaktır. Kanadadan beklenen de bu.
Kanada’da daha düne kadar, yerliler, İngilizler, Fransızlar, kısmen de Amerikanlardan başka bir millet yoktu. Yunanlılar, Çinliler, Ruslar, Japonlar, Araplar, Hindistanlılar, İrlandalılar yoktu.  Sonraları   yol geçen hanı oldu Kanada. Birbirine düşman milletlerin, kan davalılarının bile birlikte yaşadığı bir sokak, bir apartman oldu.
Dillere pelesenk olan şu çokkültürlülük,  Kanada’nın sürüncemeye bırakılmış ( iflas etmiş demiyorum) bir  politikası olmaktan çıkarılıp, milli bir kimliğe dönüşmeli. Çokkültürlülük ve Kanadalılık gibi en temel konseptler, artık zihinlerde netlik kazanmalı, hazmedilmelidir. Hakim bir kültürün, değerler sisteminin olmadığı yerde, çokkültürlülük olur mu! Çokkültürlülük, milli kimlik halini almadan, Kanada olur mu! Olmaz!  Ne olur? Küçük Somaliler, küçük İtalyalar, küçük Kudüsler, Mekkeler, Çin mahalleleri olur.
Kanada için meşhur metafordan biri değirmendir. Geleni gideni öğütür, dönüştürür. Ya geldiğiniz ülkenin kültürüyle, Kanada kültürünün hoş ve makul bir bileşimi, ortalaması olursunuz; ya da hiç bir şeye benzemezsiniz. Göçmenler bu ülkeye yontulmaya gelirler. Bu kadar farklı ve bazen de zıt kültürden insan, bir araya gelir; zaman içinde,  birbirini yontar da yontar. Güzel olan şey ise, bu yontma ameliyesinin sessiz sedasız , çoğu kez de uzlaşmayla süregitmesi…
Fransa’dan sürülen müzmin muhalif    Voltaire’ nin İngiltere için söylediği şu söz, aslında  tastamam Kanada’yı  tasvir eder:  “ Eğer İngiltere’de sadece bir din olsaydı, despotluk hüküm sürerdi; eğer iki din olsaydı, insanlar birbirinin boğazını  keserlerdi.  Ancak 30 farklı din var ve insanlar barış içinde yaşıyorlar”. Farklılıkların ahenk içinde varlığını sürdürdüğü Büyük Kanada Toplumu’nda,  mozayigin renkleri ne kadar parıldasa da, çimentosunda barış, düzen ve hoşgörü var…
Kanada’yı bir pazıl olarak düşünün, rengarenk bir pazıl!  Herkesin elinde bir parça var ve sadece ortak bir çalışma ve dayanışmayla bu pazıl tamamlanacaktır. Her faklı dil,din ve kültürden Kanadalı , kafa kafaya, yürek yüreğe vererek, var olarak var edecektir Kanada’yı.
Devlet kurumlarında başı sarıklı hindusu da, türbanlı müslüman bayanı, siyahisi, Çinilisi de çalışıyor. Bir kaç münferit önyargı dışında herhangi bir uyumsuzluk  yok.
Ne yazık ki dünyamızda ırkçılığın olmadığı bir yer yok! Irkçılık, kavimcilik, toprakçılık evrensel bir illet ve her yerde…Şükür ki , Kanada diğer göçmen alan ülkeler gibi hırçın bir milliyetçiliğin, ırkçılığın yaygınca görüldüğü bir yer değil. Zaten ırkçılık yasalarla men edilmiş.  Ama özellikle bir kaç göbeklik geçmişi olan , burada doğup büyümüş yaşlı Kanadalı’ların zaman zaman yerli yersiz nedenlerle göçmenleri suçladıkları, memnuniyetsiz bakışlar savurdukları da bir vakıa. Bu huysuz azınlık , Otel Kanada’nın lobilerinde pinekleyip,  giren çıkanı gözlemler, Otel’in yeni müşterilerini bazen lafla bazen bakışla, tedirgin ederler.
Ilk kuşak göçmenler genelde çileli bir hayat yaşıyor. Yarım akılla, yarım kalple yaşanmış hayat sürüyor ilk gelenler.  Bir muhacir ürkekliği ve kiracı psikilojisi… İçinde yaşadıkları toplumun meselelerine ilgisizlik, evden işe, işten eve bir kısır döngü…Hala geride bıraktıklarıyla derin bir hesaplaşma duygusu, zihinsel, zamansal ve mekansal  kopmalar, bölünmeler, aidiyet krizleri…İşte kimileri için cennet, kimilerince de , içine hapsoldukları  kayıp bir cennet…
Pek çok göçmen, Kanada’ya kalma, burada yaşama niyetiyle gelmiyor. Otel Kanada’nın bu mevsimlik işçileri, biraz para kazanıp,  güngörüp,  dil öğrenip  geri dönebilme telaşındalar.  Geri dönenler de var, ancak pek çoğu  geriye dönmeye cesaret edemiyor bir zaman sonra. Artık çocukları için buralarda kalıyorlar.
Bir gün dünyanın hemen her yerini gezmiş  genç bir Kanadalı diplomatla Ottawa nehri kenarından geçiyorduk. Dışişlerinin bu gelecek vaad eden Fransız asıllı diplomatı, bir hafta içinde Türkiye’ye gidecekti. Bir ara nehre bakarak:
Ottawa benim evim, doğduğum büyüdüğüm yer” dedi. Henüz ilkokul yıllarındayken nehrin kenarında ailesiyle yaşadığı günlerden söz etti, çocukluk  anılarını anlattı. Evet, bu topraklarda doğmuş bir kişinin duygularını benim anlamam, nehre baktığında  onun gördüklerini görebilmem elbette mümkün değildi. Dostum, kelimenin tam anlamıyla, Otel Kanada’nın “permanent” bir sakiniydi.  Bizler ise dışarıdan gelen birer içeridekilerdik…
Romancı Yani’nin otel metaforunu da sevdim. Yetmişiki milletin biraradalığını üzerine oturtup anlamladırabileceğimiz hoş bir benzetme… Hatta Yakup Kadri’nin üç katlı Kiralık Konağıyla da hoş izahlar getirebiriz Kanada’ya. Ancak benim Kanada’yla ilgili favori benzetmem Faruk Nafizin Han Duvarları olacak…
Kim ne derse desin tüm göçmenler bir Maraşlı Şeyhoglu Satılmış’tır. Her deneyimli göçmen, yeni yetme bir göçmenin gözlerinde, hatta yürüyüşünde  kendini görür,  ben de oralarda bulunmuştum, bu yollardan geçmiştim hissini yaşar yeniden. Yeni yetme bir göçmen ise, Faruk Nafız gibi Kanada Hanı’nın duvarlarına işlenen geçmişin ve geleceğin  gizli kodlarını çözmeye çalışır.
Hayal edelim ki Otel Kanadanın duvarlarında efsanevi Başbaka Turedonun şu Kanada duası yazıyor olsun: Umutlarımız çok yüksek. İnsanımıza inancımız harika. Bu güzeller güzeli ülke için kurduğumuz hayaller  asla solmayacak”

 

LEAVE A REPLY