Kanada kitapçıları

0
1431
Kitapevlerini sıklıkla gezerim. Birbirinden güzel, alımlı kitapların raflara dizildiği, görücüye çıktığı; onca kitapseverin bir araya geldiği sıcak mekanlar…
Yeni çıkanlara bir göz atmak, dergileri karıştırmak, bir romandan rastgele bir kaç sayfa okumak, yeni bir şeyler öğrenmek kitap düşkünlerini gizliden gizliye gözlemlemek gibi sıradan zevkler uğruna, bir yolunu bulup atarım kendimi kitapçılara. Çoğu kez, bir arkadaşla buluşmayı, bir kahve içmeyi, can sıkkınlığını bahane ederim sevgili kitaplarımı ziyaret edebilmek, onlara dokunabilmek için.
Kanada’da devasa kitapçılar yanında, sokak aralarında mütevazi, ama meraklısınca pek kıymetli küçük kitapevleri de yaygıdır. Bu sevimli mekanları, yaşını başını almış, kitabiyatta ehilleşmiş bilge görünüşlü, orta yaşlı emekçiler işletir genelde. İçeri girdiğinizde, sizi gözlerinin ucuyla şöyle bir süzerler; gözleri keserse, selamların en sıcağını vermekten de erinmezler.
Ben asıl, büyük  kitap merkezlerinden söz etmek istiyorum biraz. Kitabın, okumanın, öğrenmenin, dostluğun ve illa ki kahve kokusunun sindigi yerler. Kitap merkezlerinin bir bucağında, kahvehaneler vardır; kahvehanenin de bir köşesine şömineler, rahat, davetkar  koltuklar döşenmistir. Kitap düskünlerinin kahveye, çaya meraklı, keyfe düşkün olduklarını nasıl da bilirler!
Raflardan çektiğiniz bir kitabı, dergiyi, şöminenin karşısına kurulup, kahvenizi yudumlayarak okuyabilir, kitap dostlarıyla hoş sohbetler edebilirsiniz. Sayısız kişiyle tanıştım, kitaplar sayesinde. Merkezde kitap olunca, konuşacak ne çok şey oluyor! Uzayıp gidiyor  muhabbet, kalıcı dostluklara doğru.
İşte yine sıra sıra raflara dizilmis kitaplar dünyasında  bir seyahata çıktım. Yüzlerce dergi, yüzbinlerce kitap, sesli görüntülü yayınlar, hediyelik öte beri. Her türlü ilgiye, beğeniye  seslenen dergiler, rengarenk yine baş köşede. İş dünyası, eğitim ve sanat konulu dergiler benim favorilerim…Sözgelimi, sadece, Nasıl Roman Hikaye Yazılır konusuyla ilgili on dergi görüyorum raflarda. Renk renk, boy boy yüzlerce dergi.  Haber dergilerinin kapakları bugünlerde, George Bush’un fotoğraflarıyla dolu. İçimden hiç birini açıp bakmak bile gelmiyor nedense.
Kitap merkezlerinin en gözde yerlerini hala, kişisel gelişim, liderlik, popüler psikoloji kitapları tutuyor. Herbiri, birbirinin tekrarından ibaret bu eserleri de bir kalemde geçiyorum.
İşte yemek kitapları! Okunmak için değil, göz zevkimiz için, seyirlik için hazırlanmış o şaheserler, tam bir görsel şölen… Güney Amerika mutfağından tutun da, Karayip, Hindistan, Fransız, Italyan, Tayland mutfaklarına kadar, binlerce yemek kitabı. Bak ki, karnın doysun!
Romanlar, romanlar, romanlar…Okumaya ömürler yetmez, kırık düşlerin, yarım kalan mutlulukların, hasretlerin, kavuşmaların, aşkların, hırsların, kavgaların dünyaları. Birden yabancı bir kalabalıkta, aşina bir sima görme sevinciyle alıyorum Orhan Pamuk’un Kar’ını elime, okşuyorum; hemen yanımdakine, işte bak bu benim ülkemin yazarı diyecek gibiyim. Siyasetçilerin, sanatçıların, sporcuların, liderlerin, kazananların, kaybedenlerin hayat serencamelerini dile getiren biyografiler, her dilden sözlükler, mutluluk dolu çocuk kitaplar, ve şairler.
En hayıflandığım köşe ise, dini yayınların toplandığı bölüm oluyor. Hristiyanlık, Musevilik, Budizm, Zen dini ve diğer inanışlar hakkında yazılmış binlerce eserin yanında, İslamiyetle ilgili yazılmış bir kaç eser, evet sadece bir kaç eser. Dalai Lama hakkında bile yazılmış onlarca eser var iken, Peygamberimizle ilgili sadece bir biyografi duruyor raflarda. Yazılmıştır mutlaka, belki de buralarda satılmıyordur, belki de başka nedenler; ancak ne olursa olsun diyorum içimden, bu kadar da olmamalı!  Kuzey Amerika halkında İslam’a karşı ön yargı, büyük bilgi eksikliği olur elbette.
Kitap merkezinden çıkarken gözüm en çok okunanlara takılıyor. Çoğu, Irak, Afganistan,İran hakkında yazılmıs siyasi, tarihi, edebi eserler. Yıkılmış hanumanların, harap ellerin, ezilmiş insanların dünyası.
“ Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz.
  Gelmişiz dünyaya medeniyet nedir öğretmişiz.” diyen şairimizin ruhuna bin rahmet, gelin görün ki, Osmanlı hakkında da tek eser yok. Sasanilerden, Iskoçlardan, Maya medeniyetinden, Zulu kabilesinden bahseden onlarca eser arasında, Osmanlıyla ilgili üç beş eser olsaydı keşke diyerek söylene söylene çıkıyorum kitapçıdan.
Dışarıda kar yağıyor. Aklımda , Pamuk’un Kar’ı… Elbette, benim ülkemde de kar çicekleri açar,  ulu çınar elbette bir kutlu sürgün verir diye ümitler yeşertiyorum yüreğimde.

LEAVE A REPLY